logo

16 Ekim 2011

Hz. Eyüp Peygamberin Hayatı ve Kıssası

Hz. Ibrahım soyundan gelen bır peygamber. Eyyûb (a.s.)’dan Kur’an’da dört yerde bahsedılır ve sabır örnegı olarak takdım edılır (en-Nısâ, 4/163; el-En’âm, 6/84; el-Enbıyâ, 21/83; Sâd, 38/41). Tevrat’ta da “Eyûb” adıyla müstakıl bır kıtap, Hz. Eyyûb’un kıssasına tahsıs edılmıstır.

 

Islâm kaynaklarına göre Havrân bölgesınde yasayan ve çok zengın olup, sayısız malı-mülkü, bırçok oglu kızı bulunan Eyyûb (a.s.), kendı toplumuna peygamber olarak gönderılmıstır. Sabah-aksam ümmetı ve Allah’a ıbâdetle mesgul olan Hz. Eyyûb, Rabbının bır ımtıhânına mârûz kalmıs, bütün servetını, çocuklarını kaybettıgı gıbı seytanın kendısıne musallat olması netıcesınde kalbı ve dılı hârıç bütün vücudunda çıbanlar çıkmıs, ıltıhaplı yaralar açılmıs, yaralarına kurtlar dolmus ve vücudu bozulup kokmaya baslamıstı. Bu durumda kocasına hızmete sebât eden esı “Rahmet” harıç hıç kımse onun yanına yanasmadıgından cemıyetten çekılmek mecburıyetınde kalmıs, fakat hıçbır zaman sabrını ve Cenâb-ı Hakk’a baglılıgını kaybetmemıstır. Farklı rıvâyetlere göre 3, 7, 13 veya 18 sene gıbı epey uzun süren bu sıkıntılı dönemden sonra sabrıyla ımtıhânı kazanan Eyyûb (a.s.) Cenâb-ı Hakk’ın lütfu ve emrıyle ayagını yere vurmus, fıskıran su kaynagından yıkanıp ıçerek eskı sıhhatı ve güzellıgıne kavusmustur. Ayrıca kendısıne yenıden bırçok servet ve çocuk da ıhsân edılmıstır.

 

Genellıkle kabul edıldıgıne göre bu ımtıhana ugradıgı sırada yetmıs yasında olan Hz. Eyyûb, sıfâ bulduktan sonra yırmı yıl daha yasamıs, dıger bazı rıvâyetlere göre ıse hastalıgından öncekı kadar daha ömür sürmüstür. Kendısınden sonra Bısr adındakı bır oglu, kavmıne peygamberlık yapmıstır.

 

Hz. Eyüp Peygamber’in Kıssası

Geçmiş zamanların birinde bağlarıyla ünlü Suriye topraklarında Eyüp adında zengin ve iyi ahlaklı biri yaşardı. ‘Para insanı saptırır’ derler ya, onunkisi öyle değildi; malı gün geçtikçe çoğalıyor, o da gün geçtikçe daha çok hayırsever biri oluyordu. Malın mülkün Allah vergisi olduğunu, onların bir gün hesabını vereceğini aklından çıkarmaz, dilinden şükrünü, malından sadakasını eksik etmezdi.

Bir insan hem varlıklı hem ahlaklı olunca, onu çekemeyenler de elbette olacak… Bazıları şöyle diyordu:

“–İnsan bu kadar varlıklı olduktan sonra elbette herkese dağıtır… Malı nasıl olsa çok..! Dağıt, dağıt bitmez ki…! Bu kadar refah içinde olan biri tabi ki iyi ahlaklı olur; ona sataşan yok, çatışan yok… Herkes ona nasıl olsa saygılı davranıyor…”

Oysa Allah, kulu Eyüp’ün samimiyetini ve Hakk’a bağlılığını biliyordu. Bunu diğer insanlara da göstermek istedi. Hem böylece Eyüp gelmiş geçmiş herkese sabrın simgesi olacaktı.

Hz. Eyüp’ün tıkır tıkır giden işleri ilk kez hayvanlarının peş peşe hastalanmaya başlamasıyla bozuldu. Kısa süre içinde koca sürüden bir tek sıska inek, bir tek kara keçi kalmadı; hepsi telef oldu. İnsanlar Eyüp’ün bu duruma ne diyeceğini merak ediyor; ağzını yoklayarak:

“–Nedir bu başına gelenler…!” diyor ah vah ediyorlardı. Eyüp peygamber yüksek ahlakından ödün vermeksizin:

“-Allah verdi; Allah aldı; her şey O’nun değil mi?” diyordu.

Eyüp Peygamber hayvanlarını kaybetti ama sabrını ve metanetini kaybetmedi.

Belalar geldiğinde aile ve akrabalarıyla gelirmiş…! Eyüp Peygamber bir gün dışarıda işleriyle meşgul iken acı bir haber aldı. Ani bir sarsıntıyla evleri yıkılmış, tüm çocukları göçük altında kalmıştı. Yıkıntıdan sağ kurtulan yalnızca karısıydı. Hz. Eyüp’ün gözleri evlat acısından kanlı yaşlarla doldu; ama ‘sabır’ dedi.

Eyüp Peygamber çocuklarını kaybetti ama sabrını ve metanetini kaybetmedi.

Belalar henüz bitmemişti. Hz. Eyüp’ün vücudunda yaralar çıkmaya başladı. Küçük küçük çıbanlar, gün geçtikçe büyüdü; bütün vücuduna yayıldı. Eyüp Peygamber hekimlere gitti, ilaçlar kullandı ama nafile… Yaralar iyileşeceğine azıyordu. Eyüp Peygamber’in hastalığı arttı. Artık çalışamadığı için elde avuçta ne varsa hepsini tüketti. Karısı ona bakıyor, evi geçindirmeye çalışıyordu.

Eyüp Peygamber’in yaraları çok fenalaştı. Hastalığının bulaşıcı olması ihtimaline karşı kimse onun yanına yaklaşmak istemiyordu. Eyüp Peygamber yapayalnız kalmıştı. Acı ve ıstıraplar içindeydi… Allah’a dua etmeye ve O’ndan sabır istemeye devam etti. Ama artık bırakın vücudunu hareket ettirmeyi, dudaklarını kıpırdatacak takati kalmamıştı. Bir insanın başına gelebilecek her türlü felaket ve müsibet, onun başına gelmişti ve o, tıpkı sağlıklı ve varlıklı günlerinde olduğu gibi Allah’tan uzaklaşmamış, O’na olan bağlılığını ve güvenini kaybetmemişti. Hz. Eyüp imtihanını başarıyla geçmiş ve insanlara örnek bir kul olmuştu.

Eyüp Peygamber sağlığını kaybetti ama sabrını ve metanetini kaybetmedi.

Hastalığının şiddetlendiği bir anda:

“Ey Rabbim!” diye dua etti. Halim sana malumdur. Adını anamayacak kadar hastayım! Ey Şifa Veren! Şifana muhtacım…”

Yüce Allah, kulundan hoşnuttu. Eyüp Peygamberin makamını, katında daha da yüceltti. Ona:

“–Ayağını yere vur” diye vahyetti. Eyüp Peygamber güçlükle ayağını kaldırıp indirdi. Ayağını indirdiği yerden berrak bir su kaynamaya başladı. Eyüp Peygamber o suyla yaralarını temizledi. Yaraları kısa sürede kuruyup kayboldu; sudan doyasıya içti, içindeki dertler şifa buldu. Eyüp aleyhisselam, hastalanmadan önceki sağlığına tez zamanda kavuştu. Sağlığını kazanan Hz. Eyüp, servetini de yeniden kazandı. Böylece o, refah ve sağlık içindeyken Allah’ı unutmadığı gibi, yoksul ve hastalıktayken de O’na küsmedi, isyan etmedi. Böylece Eyüp aleyhisselam, Allah’ın sadık ve sabırlı bir kulu olarak tarihe geçti.

 

Share
996 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

Kilis Kilis haberleri yerli film izle